top of page

İlk paylaşım tarihi: 18 Ağustos 2023                                                                                                                                                                 

 

                       Kurucu İrade Hareketi olarak CHP 38. Olağan Kurultayı için hazırlamış olduğumuz Kurultay konuşmasını saygıdeğer halkımızın takdirine sunarız.

_____________________________________

                       Değerli katılımcılar, ekran başındaki izleyiciler ve hoparlör başındaki dinleyiciler,
 

                       Hepinizi sevgiyle selamlıyorum.
 

                       Kemal Kılıçdaroğlu’ndan bir alıntıyla başlayacağım söze; “Bu anayasa gayrimeşru bir anayasadır. Bu anayasaya göre yapılacak her şey gayrimeşrudur.” Ve dost acı söyler, diyerek devam edeceğim.
 

                       16 Nisan 2017 tarihinde anayasanın hukuka aykırı olarak ortadan kaldırılmasına boyun eğen muhalefet, 2023 yılına geldiğimizdeyse Tayyip Erdoğan’ın 3. kez aday olmasına boyun eğmiş, bütün bunları görüp seslerini çıkartanların sesini büyütmek yerine farklı gündemlerle bu seslerin duyulmasına engel olmuştur. Bugün değişim ya da devrim diyerek yola çıkanlar da bütün bu boyun eğişleri maalesef sessizce izlemişlerdir.
 

                       Daha da üzücü olan şudur ki; sahip oldukları toplumu harekete geçirebilme güçlerini Adalet Yürüyüşü, Saraçhane Mitingi gibi siyasi hamlelerle kullanmaktan çekinmeyen, fakat Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın hukuka aykırı olarak ortadan kaldırılması ve Tayyip Erdoğan’ın gayrimeşru anayasaya dahi aykırı olarak 3. kez aday olması karşısında harekete geçmeyen bu kişiler, halkımızın bazı kesimleri tarafından kahramanlar ya da kurtarıcılar olarak görülmektedirler.
 

                       Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin gayrimeşru bir iktidar tarafından ele geçirilmiş olduğu artık çoğumuzun malumu olmakla birlikte esas görülmesi gereken bizlerin durumudur. 

                       Bugün içinde bulunduğumuz durumun sorumluluğunu dışarıda aramak, her türlü sorumluluğu ‘dış güçler’e yükleyerek sorumluluktan kaçanların yaptığından farksız olacaktır. 
 

                       Geçmişte Alman vatandaşı gazeteci Deniz Yücel Angela Merkel – Binali Yıldırım görüşmesinden bir gün sonra ve Amerikalı rahip Andrew Brunson ABD yaptırımları sonrasında serbest kalarak ülkelerine dönmüşken, bugün Osman Kavala, Can Atalay ve diğer Gezi hükümlüleri, 83 yaşındaki Org. Çetin Doğan ve birçok Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı hukuksuzca rehin tutulabiliyorsa bunun nedeni, yaptırım gücü ortaya koyarak haklarımızı savunacak bir siyasi irade ortaya koyamayışımızdır. Sorumlu benim, sorumlu biziz.
 

                       16 Nisan 2017 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası hukuka aykırı olarak ortadan kaldırılabildiyse ve bugün Türkiye Cumhuriyeti gayrimeşru bir anayasa ile yönetiliyorsa bunun nedeni, haklarımızı savunacak bir siyasi irade ortaya koyamayışımızdır. Sorumlu benim, sorumlu biziz.
 

                       Bugün bir kişi, 85 milyonun hakkını çiğneyerek, gayrimeşru anayasaya dahi aykırı olarak 3. kez aday olabilmişse bunun nedeni, haklarımızı savunacak bir siyasi irade ortaya koyamayışımızdır. Sorumlu benim, sorumlu biziz.
 

                       Türlü zorluklar içinde ve sayısız fedakarlıkla kurulmuş, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti bugün fiilen ortadan kaldırılmışken, bütün bunlar ve daha fazlası olurken Adalet Yürüyüşü ya da Saraçhane Mitingi’yle tatmin oluyorsak eğer, sorumlu biziz canım kardeşlerim.
 

                       Çocukları ölümcül hastalıklara yakalanmış annelerin valilik onayıyla ilaç parası dilendiği bir düzenin sona ermesini öylece bekliyorsak, sorumlu biziz. 
 

                       Tanınmayan ve uygulanmayan Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla işlevsiz bırakılmış bir yargı ve her türlü hukuksuzluğa boyun eğmiş bir muhalefetin varlığında haklarımızı koruyacak olan ne mevcut yargı ne de mevcut muhalefettir. Haklarımı koruyacak olan benim, haklarımızı koruyacak olan biziz.
 

                       İnsanlarımız, hayvanlarımız, ağaçlarımız, sularımız, toprağımız her an zulüm altındayken mevcut yargı ve mevcut muhalefetten bizleri korumasını bekliyor ve harekete geçmek için tereddüt ediyorsak hala, sorumlu biziz.
 

                       CHP’nin bu iktidarı durdurmaya gücü var. CHP’nin milyonları meydanlara toplama gücü var. CHP’nin uluslararası toplumu harekete geçirme gücü var. CHP’nin milyonları motorlu taşıtlarını kullanmamaya ve elektrik faturalarını ödememeye çağırmaya ve bunlar gibi birçok şeye gücü var.
 

                       Bu güç, 16 Nisan 2017’de de vardı, 14 Mayıs öncesinde de vardı, bugün de var. Ancak mevcut yönetim, sırtımıza binmiş, burnumuzun ucunda tuttuğu havuçla demokrasiyi ve siyasal varlığımızı seçimden seçime oy kullanmaya indirgemeye çalışmakta: “Bu sefer kesin kazanıyoruz. Sandığı bekleyin.” , “Oylarımızı arttırdık. Bir dahaki seçimde kazanacağız.” , “Bu seçim kader seçimi. Herkes sandığa gitmeli.” , “Diktatörü sandıkta yeneceğiz.” , “Önümüzde yerel seçim var. Yerel seçime odaklanmalıyız.” 
 

                       Her ne kadar siyasal varlığımız seçimden seçime oy kullanmaya indirgenmeye çalışılsa da bizler siyasal birer özne, siyasal birer aktörüz. 
 

                       Ve bizim bu iktidarı durduracak gücümüz VAR! 
 

                       Ve bunu elimize bir toplu iğne dahi almadan yapabiliriz. Öyle de yapmalıyız; doğruluk, şiddetsizlik ve sivil itaatsizlik üzerine kurmuş olduğu mücadelesiyle Hindistan’ın bağımsızlık mücadelesine önderlik etmiş olan Mahatma Gandhi’nin şu sözünü aklımızdan çıkarmadan: “Güç fiziki kapasiteden değil, boyun eğmeyen iradeden gelir.” 
 

                       Onların hakimleri olabilir. Onların savcıları olabilir. Televizyonları, gazeteleri, trolleri, hapishaneleri, TOMAları, biber gazları olabilir. Ama ben onlardan daha güçlüyüm. Biz onlardan daha güçlüyüz.
 

                       Ve ben bugün damarlarımızdaki kanda mevcut olan bu gücün sorumluluğuna talibim.
 

                       Kimseye kurtuluş vadetmiyorum. ‘Sana Gül Bahçesi Vadetmedim’ adlı kitapta geçen şu cümlelerdeki gibi; “Sana hiçbir zaman gül bahçesi vadetmedim ben. Hiçbir zaman kusursuz bir adalet vadetmedim. Ve hiçbir zaman huzur ya da mutluluk da vadetmedim. Sana ancak bütün bunlar için mücadele etme özgürlüğüne kavuşmanda yardımcı olabilirim. Sana sunduğum tek gerçeklik mücadele.”
 

                       Evet, kimseye kurtuluş vadetmiyorum. Ancak biliyorum ki; birlikte mücadele ettiğimiz takdirde sonuç kuşkusuz kurtuluş olacak, milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. Yeter ki; doğru olan için mücadele edelim.
 

                       ‘Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı’ adlı kitapta şu cümleler geçer: “Yöneticilik işleri doğru yapmaktır. Liderlik ise doğru olanı yapmaktır. (…) Etkili liderlik olmaksızın verimli yöneticilik, bir kişinin tabiriyle ‘Titanic gemisinin güvertesindeki şezlongları düzeltmeye benzer.’ Hiçbir yöneticilik başarısı liderlikteki başarısızlığı dengeleyemez.” Tekrar ediyorum, hiçbir yöneticilik başarısı liderlikteki başarısızlığı dengeleyemez. 
 

                       14 Mayıs öncesinde ‘Ortak Politikalar Mutabakat Metni’ ve ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Anayasa Değişikliği Önerisi’ başlıklı iki metnin hazırlanması için partilerinin yetkin kadrolarını seferber eden 6 siyasi parti genel başkanı halkımızı Tayyip Erdoğan’ın aday kabul edildiği bir seçime hazırladılar. Bütün enerjimizi, zamanımızı ve paramızı anayasa değişikliği tartışmalarına ve bu seçime aktardılar. Belki işleri doğru yaptılar fakat kesinlikle doğru olanı yapmadılar. 16 Nisan 2017’den beri yaptıkları gibi güvertedeki şezlongları düzelttiler. Oysa yapılması gereken işaret fişeklerini yakmaktı.
 

                       Bugün gemi batmakta iken güvertedeki şezlongları düzeltmeye devam mı edelim yoksa şezlongların yerlerini mi değiştirelim kavgasına tutuşma günü değildir. Şezlongları bir kenara bırakmak zorundayız. Bugün hepimize düşen, fiilen ortadan kaldırılmış olan fakat ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilelebet payidar kalacağını söylediği, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, laik, demokratik ve sosyal hukuk devletini 2. yüzyılında yeniden kurmak, küllerimizden yeniden doğmaktır. 

 

                       Ve bizim bunu yapacak gücümüz VAR!
 

                       Altını çizerek söylüyorum; bugün daha önceki kurultaylarda olduğu gibi 1 saate varan coşkulu konuşmalarla vaatlerde bulunma ve bu vaatlerle coşma günü değildir.
 

                       Kimseye seçim başarısı, sandık güvenliği, ekonomik refah, anayasa değişikliği, yeni bir tüzük, program ya da başka bir şey vadedemeyiz. Zira, Amerikalı düşünür Ralph Waldo Emerson’un söylediği gibi; “İnsanları ve ulusları batıran suç, orada burada bir işe hizmet etmek için kişiyi ana amacından saptırmaktır.” 
 

                       Ve bizim ana amacımız yalnız ve ancak meşru bir iktidar oluşturarak meşru bir anayasa yapmak ve halkımızı insanlık ailesinin içindeki saygın yerine yeniden kavuşturmaktır. 
 

                       Ve bizim bunu yapacak gücümüz VAR!
 

                       Ben bugün damarlarımızdaki kanda mevcut olan bu gücün sorumluluğuna, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın Genel Başkanlığı’na talibim. Sizleri de bu sorumluluğa ortak olmaya, ikinci kuruluş mücadelesini birlikte yürütmeye davet ediyorum.
 

                       Ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün her birimiz için söylediği şu sözü birçoğunuz bilirsiniz: “Şayet bir gün çaresiz kalırsanız, bir kurtarıcı beklemeyin. Kurtarıcı kendiniz olun!” 
 

Gün bugündür. 
Hepinizi sevgiyle selamlıyorum. 
Güç bizimle olsun. 

 

bottom of page